DÜNYAYI GERÇEKTEN KİM YÖNETİYOR?

27/10/2009 ·

DÜNYAYI GERÇEKTEN KİM YÖNETİYOR?

BİRÇOK İNSAN, YUKARIDAKİ SORUYA TEK KELİMEYLE CEVAP VERİR TANRI.

OYSA, İSA MESİH'İN VE TANRI'NIN BU DÜNYANIN GERÇEK YÖNETİCİLERİ OLDUĞUNUN MUKADDES KİTABIN HİÇBİR YERİNDE SÖY­LENMEMESİ DİKKATE DEĞER.

TAM TERSİNE, İSA ŞUNLARI DEDİ: "BU DÜNYANIN REİSİ [YÖNETİCİSİ] ŞİMDİ DARI ATILACAKTIR." SÖZLERİNE ŞUNLARI DA EKLEDİ: "BU DÜNYANIN REİSİ [YÖNETİCİSİ] GELİYOR; VE BENDE ONUN HİÇ BİR ŞEYİ YOKTUR."YUHANNA 12:31; 14:30; 16:11.

 

ÖYLE İSE, BU DÜNYANIN YÖNETİCİSİ İSA'YA MUHALİF DURUMDADIR.

BU KİM OLABİLİR?

DÜNYANIN DURUMUNUN VERDİĞİ İPUCU

İYİ NİYETLİ İNSANLARIN ÇABALARINA RAĞMEN, DÜNYA TARİH BOYUN­CA MÜTHİŞ ISTIRAP ÇEKTİ.

BU DURUM DÜŞÜNEN İNSANLARI ŞAŞKINLA DÜŞÜRÜYOR, TIPKI BİR SÜRE ÖNCE ÖLEN BAŞYAZAR DAVİD LAWRANCE'IN SÖYLEDİĞİ GİBİ: "'YERYÜZÜNDE BAR'HEMEN HEMEN HER­KES BUNU İSTİYOR. 'İNSANLAR ARASINDA BAR'DÜNYADA HEMEN HEMEN HERKES BİRBİRİNE KARŞI BUNU HİSSEDİYOR, ÖYLE İSE, TERS GİDEN NEDİR?

İNSANLARIN İÇTEN GELEN ARZULARINA KARŞIN, NEDEN SAVAŞ TEHDİDİ VAR?"

BU BİR ÇELİŞKİ GİBİ GÖRÜNÜYOR, DEĞİL Mİ?

İNSANLARIN DOĞAL ARZUSU BAR İÇİNDE YAŞAMAKKEN, ONLAR, GENELDE BİRBİRLERİNDEN NEFRET EDİP ÖLDÜRÜYORLARHEM DE NE KADAR ŞİDDETLE.

CANAVAR­CA YAPILAN GADDARLIKLARDA GÖSTERİLEN SOĞUKKANLILIĞI DÜŞÜNÜN.

İNSANLAR, BİRBİRLERİNE ACIMASIZCA İŞKENCE EDİP ÖLDÜRMEK ÜZERE GAZ ODALARI, TOPLAMA KAMPLARI, ALEV MAKİNELERİ, NAPALM BOM­BALARI VE BAŞKA KORKUNÇ YÖNTEMLER KULLANDILAR.

BAR VE MUTLULUĞU ÖZLEYEN İNSANLARIN, BİRBİRLERİNE KARŞI BU KADAR BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ KENDİLİKLERİNDEN YAPABİLECEKLERİNE İNA­NIYOR MUSUNUZ?

HANGİ GÜÇLER, İNSANLARI BU DENLİ İĞRENÇ HAREKETLER YAPMAYA İTİP, KENDİLERİNİ VAHŞET GÖSTERMEK ZORUNDA HİSSETTİKLERİ DURUMLARA SOKUYOR?

KÖTÜ, GÖRÜNMEZ BİR KUVVETİN, İNSANLARI BÖYLE ŞİDDET HAREKETLERİ YAPMAYA YÖNELTİP YÖNELTME­DİĞİNİ HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ?

DÜNYANIN YÖNETİCİLERİ TANITILIYOR

BU KONUDA FİKİR YÜRÜTMEYE GEREK YOK, ÇÜNKÜ MUKADDES KİTAP, ZEKÂ SAHİBİ, GÖRÜNMEZ BİR KİMSENİN, HEM İNSANLARI HEM DE ULUSLARI KONTROLÜ ALTINDA TUTTUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERİYOR.

ŞUNLA­RI DİYOR: "BÜTÜN DÜNYA ŞERİRDEDİR [KÖTÜ OLANIN KUDRETİNDE BULUNMAKTADIR]."

MUKADDES KİTAP, 'İBLİS VE ŞEYTAN DENİLENİN BÜTÜN DÜNYAYI SAPTIRDIĞINI' SÖYLEYEREK ONU TANITIYOR.I. YU­HANNA 5:19; VAHİY 12:9

İSA, 'İBLİS TARAFINDAN DENENDİĞİ' OLAYDA, ŞEYTAN'IN, BU DÜNYA­NIN YÖNETİCİSİ OLDUĞUNDAN KUŞKU DUYMADI.

MUKADDES KİTAP NELER OLDUĞUNU AÇIKLIYOR: "İBLİS İSAYI ÇOK YÜKSEK BİR DAĞA DA GÖTÜRDÜ

VE ONA DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNİ [KRALLIKLARINI] VE ONLARIN İZZETİNİ GÖSTERDİ; VE İBLİS ONA DEDİ: EĞER YERE KAPANIP BANA TAPINIRSAN, B

YANILGILAR ZİNCİRİ

25/10/2009 ·

YANILGILAR ZİNCİRİ

DİKKAT EDİN." İsa peygamberin elçisi Pavlus, MS birinci yüzyılın ortalarında yaşamış olan iman kardeşlerini böyle uyar­dı.

Neye dikkat etmeliydiler?

Pavlus devamen şöyle dedi: "İnsan geleneklerine daya­nan felsefeyle, yanıltıcı boş sözlerle sizi tuzağa düşürmek isteyenler olabilir" (Kolo­seliler 2:8).

Pavlus'un uyarısına rağmen İsa'nın bazı takipçileri ikinci yüzyılın ortalarından iti­baren inançlarını eski filozofların fikirle­riyle açıklamaya başladılar. Neden? Roma İmparatorluğu'nun eğitimli kesiminden kabul görmek ve böylece daha çok insanı Hıristiyanlığa çekmek için.

Bu Hıristiyanların en tanınmışlarından biri olan İustinos, İsa'nın yeryüzüne gel­meden çok uzun süre önce Tanrı’nın Söz­cüsü olarak Yunan filozoflarına göründü­ğüne inanıyordu. İustinos ve onun gibi düşünen din öğretmenlerine göre felsefe­nin ve mitolojinin Hıristiyanlığa girmesiy­le bu din gerçekten evrensel olmuştu.

İustinos'un da desteklediği bu akım so­nucunda farklı bir Hıristiyanlık ortaya çıktı ve bunu benimseyenlerin sayısı hızla arttı. Fakat bir yanılgının dine girmesi başka ya­nılgılar da doğurdu ve sonuçta bugün yay­gın olarak kabul gören Hıristiyan öğretileri ortaya çıktı. Bu yanılgıları net olarak fark edebilmek için bundan sonraki makaleler­de değinilen başvuru kaynaklanın dedikleriyle Kutsal Kitabın öğrettiklerini karşılaş­tırın.

 1. YANILGI: İNSANIN RUHU ÖLÜMDEN SONRA YAŞAMAYA DEVAM EDER

Bu yanılgının kaynağı nedir?

Bir başvu­ru kaynağına göre ilk Hıristiyan filozofları, bedenin ölümsüz bir kısmı olduğunu ve bu­nun döllenme anında bedene yerleştirildi­ğini öğreten Yunan inancını benimsediler (The New Encydopoedia Britanrıica  [1988], 11. Cilt, 25. sayfa).

Kutsal Kitap ne söyler?

 "[İnsan] toprağa döner; ve bütün düşünceleri o gün biter" (Mezmur 146:4).

Bedenin ölümünden sonra yaşamaya de­vam eden bir "ruh" ya da "can" var mı? Kut­sal Kitap, Tanrı’nın hem insanların hem de hayvanların içine solunum yoluyla varlığını sürdüren ruh veya hayat kuvveti koyduğu­nu öğretir. Bu kuvvet, bedene hayat verir.

Fakat solunum durduğunda Tanrı’nın ver­diği hayat kuvvetini yitirip ölürüz. Artık hiç­bir şeyin farkında olmayız (Başlangıç 3:19; Vaiz 3:19-21; 9:5).

İnsanın bir kısmının ölümsüz olduğu ve bu kısmın, bedenin ölümünden sonra da yaşamaya devam ettiği inancı başından beri bazı soruları da beraberinde getirdi.

Örne­ğin, bedenin bu kısmı ölümden sonra nere­ye gidiyor?

Peki kötü insanlar öldüğünde onlara ne oluyor?

Hıristiyan olduğunu id­dia edenlerin ölümden sonra ruhun yaşa­maya devam ettiği öğretisini benimsemesiyle başka bir yanlış öğreti doğdu: Tüm kötülerin cehennemde yanacağı öğretisi.

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: Vaiz 3:19; Matta 10:28; Elçiler 3:23.

 2. YANILGI: KÖTÜLER CEHENNEMDE YANAR

Bu yanılgının kaynağı nedir?

"Gelenek­sel Cehennem öğretisinde, klasik dönem Yunan filozofları arasında en çok Platon'un etkisi görülür" (Histoire des enfers, Georges Minois, 50. sayfa).

"Belli bir Yunan felsefesi eğitimi almış Hıristiyanlar, MS 2. yüzyılın ortaların­dan itibaren .... inançlarını bu felsefenin terimleriyle ifade etme gereği duymaya baş­ladılar. Onlara en iyi uyan felsefe Platonculuktu [Platon'un öğretileriydi]" (The New Encydopoedia BriTanrıica [1988], 25. Cilt, 890. sayfa).

"Kilisenin öğretisi cehennemin var ol­duğunu ve de sonsuz olduğunu doğrular. Ölümcül günah işleyip tövbe etmeyenlerin ruhları ölümden hemen sonra cehenneme gider, orada cehennem azabı, yani 'ebedi ateş' cezası çekerler. Cehenneme atılan insa­nın çektiği asıl ceza, sonsuza dek Tanrı'dan uzak kalmaktır" (Katolik Kilisesinin Kateşizmi, 1984 baskısı, 270. sayfa).


Kutsal Kitap ne söyler?

"Yaşayanlar öle­ceklerinin farkındadır; ölüler ise hiçbir şe­yin farkında değildir, .... çünkü gideceğin ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve hikmet yoktur" (Vaiz 9:5,10).

Bu ayet ölülerin durumu hakkında ne gösterir?

Onlar hatalarının bedelini öde­mek için ölüler diyarında acı mı çekiyor?

Hayır, çünkü ölüler "hiçbir şeyin farkın­da değildir."

Bu nedenle, geçmişte yaşamış imanlı bir adam olan Eyüp ciddi hastalığı yüzünden feci acılar çekerken Tanrı’ya "Keş­ke beni ölüler diyarında gizlesen" diye ya­kardı (Eyüp 14:13).

Eğer ölüler diyarı ebedi azap çekilen bir yer olsaydı onun bu yakarı­şının bir anlamı olur muydu? Kutsal Kitap­ta ölüler diya, hiçbir faaliyetin olmadığı, insanlığın ortak mezarı anlamında kullanı­lır.

Bu açıklama daha mantıklı ve Kutsal Kita­ba daha uygun değil mi? Ne kadar korkunç olursa olsun hangi suç, sevgi dolu Tanrı’nın bir insana sonsuza dek işkence etmesine ne­den olabilir ki? (1. Yuhanna 4:8). Peki ce­hennem öğretisi bir yanılgıysa, ölen tüm iyi insanların göğe gitmesi hakkında ne dene­bilir?

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: Mezmur 146:3, 4; Elçiler 2:25-27; Romalılar 6:7, 23.

3. YANILGI: TÜM İYİ İNSANLAR GÖĞE GİDER


Bu yanılgının kaynağı nedir?

İsa'nın el­çilerinin ölümünden sonra, MS ikinci yüz­yılın başında ilk Kilise Babaları öne çıkmaya başladı. Bir Katolik ansiklopedisinde onla­rın öğretileri şöyle anlatılıyor: "Genellikle, ölümden sonra bedenden ayrılan ruhun, iş­lediği suç oranında anıp hemen ardından göğe gittiği öğretilirdi" (New Catholic En­cyclopedia [2003], 6. Cilt, 687. sayfa).


Kutsal Kitap ne söyler?

"Ne mutlu yumu­şak başlı olanlara, çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar" (Matta 5:5).

İsa öğrencilerine gökte onlar için bir 'yer hazırlayacağını' vaat ettiyse de tüm doğru insanların göğe gideceğini söylemedi (Yu­hanna 3:13; 14:2, 3).

O, Tanrı’nın isteğinin "gökte olduğu gibi yerde de" gerçekleşmesi için dua etmişti (Matta 6:9,10). Aslında doğ­ru kişileri iki farklı gelecek bekliyor. Küçük bir grup gökte Mesih'le birlikte hüküm sü­recek, fakat çoğunluk yeryüzünde sonsuza dek yaşayacak (Vahiy 5:10).

Zamanla kilise yerine getirmesi bekle­nen rolün ne olduğu konusunda çarpık bir görüş edindi. Bir ansiklopediye göre "Beklenen Tanrı’nın Krallığının yerini ku­rumsallaşmış kilise aldı" (The New Ency­clopoedia Britannıica).

İsa takipçilerine açık­ça "siz dünyaya ait değilsiniz" demişti; fakat kilise bu sözleri görmezden gelerek siyasete girip gücünü artırdı (Yuhanna 15:19; 17:14-16; 18:36).

Roma İmparatoru 1. Constantinus'un etkisiyle kilise bazı inançlarında uzlaştı.

Bu da Tanrı'yla ilgili bir yanılgıya be­raberinde getirdi.

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: Mezmur 37:10, 11, 29; Yuhanna 17:3; 2. Timoteos 2:11,12.

 4. YANILGI: TANRI ÖZÜNDE ÜÇ KİŞİYİ BARINDIRIR

Bu yanılgının kaynağı nedir?

"Üçleme dogmasının 4. yüzyılda ortaya çıktığı sonu­cuna kolaylıkla varılabilir.

Bu bir ölçüde doğrudur        

' Üç Kişide bir Tanrı' formülü, 4. yüzyıl bitene kadar tam olarak yerleşme­miş, Hıristiyan yaşamına ve inanç bildiri­sine tamamen girmemişti" (New Catholic Encyclopedia [1967], 14. Cilt, 299. sayfa).

"İznik Konsili [MS] 20 Mayıs 325'te top­landı. Konsil'e başkanlık eden Constantinus tartışmayı fiilen yönlendirip Konsil'e kendi önerisini.... Mesih'in Tanrı'ya oranla ko­numunu, her ikisinin 'özünün aynı' olduğu ifadesiyle açıklayan iman bildirisini, Nikaia [İznik] Amentüsü olarak kabul ettirdi

Birçoğunun inancına ters düştüğü halde, iki piskopos dışında bütün piskoposlar impara­tordan korkup çekindiklerinden bu Amentüyü imzaladılar" (Encyclopaedia Britanrıica [1970], 6. Cilt, 386. sayfa).


Kutsal Kitap ne söyler?

"Kutsal ruhla dolu olan İstefanos başını göğe kaldırıp Tanrı’nın ihtişamını ve O'nun sağında duran İsa'yı gördü. 'İşte! Gökleri açılmış ve İnsa­noğlunu da Tanrı’nın sağında durmakta gö­rüyorum' dedi" (Elçiler 7:55, 56).

İsa'nın takipçisi İstefanos'un gördükleri neyi ortaya koyar?

Tanrı’nın etkin kuvvetiy­le dolu olan İstefanos, İsa'yı "Tanrı’nın sa­ğında durmakta" gördü. O halde açıkça gö­rüldüğü gibi İsa diriltildikten sonra Tanrı olmadı; o ay bir ruhi varlıktı. Ayrıca bu ka­yıtta Tanrı’nın yanında duran üçüncü bir ki­şiden de söz edilmez.

İnsanların Kutsal Yazı­larda Üçleme öğretisini destekleyen ayetler bulma çabaları olsa da Dominiken bir pa­paz olan Marie-Emile Boismard'ın kitabın­da yazdığı gibi "Yeni Ahdin hiçbir yerinde, bir Tanrı'da üç kişi .... olduğunu göste­ren bir ifade bulmak mümkün değildir" (A l'aube du christianisme—La naissance des dogmes).

I. Constantinus'un desteklediği bu öğreti­nin dördüncü yüzyılda Kilisede yaşanan anlaşmazlıklara son vermesi bekleniyordu. Fakat o zaman da başka bir soru ortaya çıkı­yordu: İsa peygamberi doğuran Meryem "Tanrı’nın Annesi" miydi?

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: Matta 26:39; Yuhanna 14:28; 1. Korintoslular 15: 27, 28; Koloseliler1:15, 16.


5.
YANILGI: MERYEM, TANRI'NIN ANNESİDİR

Bu yanılgının kaynağı nedir?

"Tanrı’nın annesini kutsal sayma fikrinin yayılması .... putperestlerin kiliseye akın etmesiyle
hızlandı [Hıristiyanlığı kabul eden putperestler] o zamana kadar binlerce yıl boyunca dindarlıklarını 'büyük ana' Tanrıça ve 'kutsal bakire' tapınması yoluyla göstermiş ve yine aynı yolla dinsel anlayışlarını geliştirmişlerdi" (
The New Encyclopcedia Britannica  [1988], 16. Cilt, 326 ve 327. sayfalar).

Kutsal Kitap ne söyler?

"Melek, 'Korkma Meryem' dedi, 'Gebe kalacak ve bir oğul doğuracaksın; onun adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, ona Yüceler Yücesinin Oğlu denecek  Doğacak olana kutsal denecek. O, Tanrı’nın Oğlu olarak adlandırılacak'" (Luka 1:30-35).

Kutsal Yazıların bu kısmının açıkça gös­terdiği gibi Meryem 'Tanrı’nın Oğlunun' annesidir, Tanrı’nın annesi değil. Kutsal Ya­zılar Tanrı hakkında 'gökler Seni alamaz' der; o halde Meryem nasıl O'nu karnında taşıyabilirdi ki? (1. Krallar 8:27).

Zaten Mer­yem de asla böyle bir şey iddia etmedi. Aslında Meryem'in kimliği hakkında karı­şıklığa yol açan Üçleme öğretişidir. MS 431' de toplanan Efesos konsilinde Meryem'in Theotokos (Yunancada "Tanrı Anası") veya "Tanrı’nın Annesi" olarak adlandırılmasıyla Meryem tapınmasının temeli atılmış oldu. Bu kilise konsilinin toplandığı Efesos kenti, yüzlerce yıldır bereket tanrıçası Artemis'e sunulan putperest tapınmanın merkezindeydi.

Dolayısıyla 'gökten düştüğüne' inanılan Artemis tasvirine tapınmanın çeşitli yönle­ri, örneğin geçit törenleri Meryem tapınma­sına da girdi (Elçiler 19:35). Hıristiyanlığa sızan başka bir uygulama ise tapınma­da Meryem'in ve başkalarının tasvirlerinin kullanılmasıdır.

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: Matta 13:53-56; Markos 3:31-35; Luka 11:27, 28.

Meryem Tanrı’nın Oğlunun' annesidir, Tanrı’nın annesi değil. Meryem'e Tanrı’nın annesi olarak tapınılmasına neden olan Üçleme yanılgısıdır

6. YANILGI: İBADET EDERKEN HEYKEL VE RESİM KULLANILMASINI TANRI ONAYLAR

Bu yanılgının kaynağı nedir?

"İlk Hıristiyanlar tapınmalarında tasvirler kullanmazlardı Tasvirler 4. ila 5. Yüzyıllarda kiliselere girdi; çünkü cahil insanların Hı­ristiyanlıkla ilgili gerçekleri vaazlar ya da kitaplardan çok, bu tasvirlerden öğrenebi­leceği düşünülüyordu" (Cyclopedia of Bibli­cal, Theological, and Ecclesiastical Litera­ture, McClintock ve Strong, 4. Cilt, 503 ve 504. sayfalar).

Kutsal Kitap ne söyler?

"Kendine oyma put yapmayacaksın; yukarıda göklerde, aşa­ğıda yerde veya yerden aşağıda, sularda olanlara benzer bir şekil yapmayacaksın. Onların önünde eğilmeyeceksin ve onlara kulluk etmeyeceksin" (Çıkış 20:4, 5).

İsa'nın elçisi Yuhanna birinci yüzyılda yaşayan Hı­ristiyanlara "Çocuklarım, kendinizi putlar­dan koruyun" diye yazdı (1. Yuhanna 5:21).

Kiliselerin iddia ettiği gibi heykel ve re­simler sadece, temsil ettikleri kişilere saygı göstermenin ve yaklaşmanın bir yolu mu­dur?

Bir din ansiklopedisi şöyle diyor: "Baş­langıçta tasvirler esas olarak didaktik [öğre­tici] ve dekoratif amaçlarla kullanılıyordu; en azından böyle olduğu savunuluyordu. Fakat çok geçmeden bu tasvirlerin tapınma amacıyla kullanılmaya başlandığını kabul etmek gerek. İkonalar özellikle Doğu Orto­doks Kilisesi'nde önemli bir yer edindi" (The Encyclopedia of Religion).

Fakat Kutsal Kitapta İşaya peygamber haklı olarak şöyle sormuştu: "Tanrı'yı kime benzeteceksiniz?

Hangi şekli O'nunla bir tutacaksınız?" (İşa­ya 40:18).

Kutsal Kitaptaki şu ayetlere bakın: İşaya 44:13-19; Elçiler 10:25, 26; 17:29; 2. Korintoslular 5:7.

MASALLARI REDDEDİN, HAKİKATE SARILIN

Birçok kilisenin hâlâ öğrettiği bu yanılgıları gözden geçirmekten ne öğre­nebiliriz?

Bu "kurnazca uydurulmuş masallar". Kutsal Kitabın sade ve teselli ve­ren hakikatlerinin yerini tutamaz (2. Petrus 1:16).

Dolayısıyla size öğretilenleri, hakikatin kaynağı olan Tanrı’nın Sözüyle ön­yargısız bir şekilde karşılaştırın (Yuhanna 17:17).

O zaman şu vaat sizin yaşamı­nızda da gerçekleşecek: "Siz hakikati bileceksiniz ve hakikat sizi özgür kılacak" (Yuhanna 8:32).

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

HEPİMİZ AYNI AİLEDEN GELİYORUZ

25/10/2009 ·

HEPİMİZ AYNI aileden geliyoruz

 SİZİNKİNDEN Farklı bir ten rengine sahip, farklı bir ya da etnik Gruptan gelen insanlara karşı ne hissediyorsunuz?

Onları kendinizle eşit görüyor musunuz?

Ne yazık ki birçok kişi belirli bir milletten ya da ırktan olan insanları kendinden aşağı görüyor. Bir ansiklopedi ırkçılığı "Irklar arasındaki fiziksel farklılıkların insanların yeteneklerinde farklılıklar yarattığını ve bazı ırkların ötekilerden üstün olduğunu savunan görüş" olarak tanımlıyor.

Bu görüş korkunç sonuçlar doğurmuştur. Profesör Wen-Şing Tseng kültürel psikiyatriyle ilgili kitabinda, bir ırkın diğerinden üstün olduğu fikri "sömürgeciliği ve köleliği haklı çıkarmak için kullanılmıştır" diyor. Ayrıca "sosyal, ekonomik ve siyasi eşitsizliklerin" de ırksal farklılıklara dayanarak savunulduğunu söylüyor (Handbook Cultııral of Psychiatry).

Irkçık bugün dünyanın birçok yerinde hâlâ yaygındır.

Peki ırkların, özünde birbirinden farklı olduğu Düşüncesinde gerçek payı var mı?

Bilim ve Kutsal Kitap bu konuda ne diyor?

Bilim ne diyor?

Genetik Dalında yapılan araştırmalar ırkçılığın ne kadar asılsız olduğunu doğruluyor. Farklı kıtalardan gelen insanların DNA'sı incelendiğinde, dünyanın herhangi bir yerinden gelen iki kişinin DNA'sının en fazla yüzde 0,5 oranın-da farklılık gösterdiği görüldü.

Bu farklılığın yüzde 86 ila 90'ı aynı ırktan  gelen insanlar ara-sında gözlemlendi.

Demek ki farklı ırklardan gelen insanları birbirinden ayıran genetik farklılıklar, bu yüzde 0,5 'lik farkın sadece yüzde 14'ünü, hatta daha Azmi oluşturmaktadır.

 Dolayısıyla Irklar arasındaki farklılıklar, aynı Irk içindeki farklılıklardan daha azdır.

Doğa  dergisi, "insan ırkı genetik açıdan tektir" diyor.

Bu nedenle "Genetik Bilimi ırkçık konusunda insanları aydınlatmak ve bu görüşlerinden uzaklaştırmak için etkili bir araç olarak kullanılabilir ve kullanılmalıdır da. "

Aslında bu konuyla ilgili uzun süredir çaşmalar yapılmaktadır.

Örneğin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ırkçılıkla mücadele etmek için 1950'den başlayarak bazı bildiriler yayımladı. Bu Bildiriler antropologlar, genetik bilimciler ve sosyologlar tarafından yazıldı. Fakat ırkçılık hâlâ devam ediyor. Demek ki bir kişinin gerçeklerin farkında olması yeterli değildir. Isa peygamberin dediği gibi "Kötü düşünceler Yürekten çıkar. "

Bu nedenle kişinin reğindekileri değiştirmesi, yani düşünüşünü ve tutumunu düzeltmesi gerekir (Matta 15:19, 20).

Kutsal Kitabın görüşü

Tanrı, Kutsal Kitabı yüreğimizi etkileyecek şekilde yazdırmıştır. Örneğin Kutsal Kitap sadece bilimsel bir gerçeğe değinerek "[Tanrı] bütün yeryüzünde otursunlar diye, insanlığın tüm milletlerini tek bir adamdan yarattı" demekle kalmaz, aynı zamanda "Tanrı taraf tutmuyor, her millette Kendisinden korkan ve doğruluktan ayrılmayan kişi O'nun Gözünde makbuldür" gibi Sıcak sözler de içerir (Elçiler 10:34, 35; 17:26).
Böyle bir Yaratıcımız olduğunu öğrenince içimiz O'na karşı sevgiyle dolmuyor mu? (Tekrar 32:4).

Yehova Tanrı O'na duyduğumuz sevgiyi O'nun gibi olmaya çalışarak göstermemizi istiyor. Efesoslular 5:1, 2'de şöyle okuruz: "Sevgili Çocukları olarak Tanrı'ya benzemeye çasin ve sevgi yolunda yürüyün. "Sevgi yolunda yürüyorsak, onun insanı hangi milletten ya da Irk geldiğine bakmaksızın Tanrı'nın sevdiği gibi seveceğiz (Markos 12:31).

Tanrı, yürekleri Kötülükle dolu insanları Hizmetçisi olarak kabul etmeyecek. Bu kişilere, başkalandan nefret eden ve ırksal önyargıları olanlar da dahildir (1. Yuhanna 3:15).

Tanri çok yakında tüm kötü insanla yok ederek onlan kökünü kazıyacak. Sadece O'nun niteliklerini yansitan kişiler hayatta kalacak.

O zaman tüm insanlık hep birlikte tek Tanrı'ya hizmet eden, tek bir aile olacak (Mezmur 37:29, 34, 38).

Yorum (yok) Yorum yaz!

YEHOVA'NIN ŞAHİTLERİ PROTESTAN MI?

25/10/2009 ·

YEHOVA'NIN ŞAHİTLERİ PROTESTAN MI?

Yehova'nın Şahitleri kendile­rini Protestan olarak sınıflan­dırmaz.

Neden?

Protestanlık, Katolik Kilise­sinde reform yapma amacıyla 16. yüzyıl Avrupasında orta­ya çıktı. "Protestan" sözcüğü ilk kez 1529'da Speyer Meclisi'nde Martin Luther'in yandaşları için kullanıldı. O zamandan itibaren bu te­rim. Reform hareketinin ilke ve amaçlarına bağlı kişileri tarif etmek için kullanılır oldu. Bir sözlük, Protestanların papanın evrensel yetki­sini reddeden ve Reform döneminde gelişen öğretilere bağlı bir kiliseye ait olduğunu söylü­yor.

Söz konusu öğretiler arasında insanın yalnızca iman aracılığıyla Tanrı'nın lütfunu kazandığı, bütün inananların din adamı sayıl­dığı ve hakikatin tek kaynağının Kutsal Kitap olduğu vardır (Merriam-VVebster's Collegiate Dictionary).

Yehova'nın Şahitleri de papanın evrensel yetkisini reddeder ve hakikatin tek kaynağının Kutsal Kitap olduğunu tüm yürekleriyle savu­nurlar. Ancak onlar birçok açıdan Protestanlardan oldukça farklıdır. The Encyclopedia of Religion da Yehova'nın Şahitlerinden "farklı bir grup" olarak söz eder. Şimdi onların farklı ol­duğu üç alana bakalım.

İlk olarak, Protestanlar Katolik inancının kimi yönlerini reddetse de. Reform öncüle­ri bazı Katolik dogmalarından vazgeçmedi. Bunlar arasında Üçleme, cehennem ve insan canının ölümsüzlüğü sayılabilir.

Oysa Yehova'nın Şahitlerine göre bu öğretiler Kutsal Kitaba aykırıdır, üstelik Tanrı'yı da çarpık bir şekilde tanıtır.

İkinci olarak, Yehova'nın Şa­hitlerinin amacı onaylamadıkları dinsel öğretileri protesto etmek değil, insanlarla yapı­cı bilgiler paylaşmaktır. Onlar Kutsal Kitaptaki şu öğüde önem verirler: "Rabbin kulu kavga etmemeli; tersine herkese karşı nazik, öğretmeye yeterli olmalı, kötülük karşısında kendini tutmalı, karşı çıkanlara yumuşak başlı­lıkla öğretmeli" (2. Timoteos 2:24, 25).

Yeho­va'nın Şahitleri, Kutsal Kitabın sözleri ile pek çok dinde öğretilenler arasındaki çelişkilere dikkat çeker. Ancak bunu yaparken amaçlan başka dinsel teşkilatlarda bir reform yapmak değil, samimi bireylerin  Tanrı ve O'nun Sözü olan Kutsal Kitap hakkında doğru bilgi alması­na yardım etmektir (Koloseliler 1:9,10).

Diğer inançlardan insanlar ikna olmadığında, Yeho­va'nın Şahitleri yararsız tartışmalara girmek­ten kaçınır (2. Timoteos 2:23).

Üçüncü olarak, yüzlerce mezhebe bölün­müş Protestanlığın tersine Yehova'nın Şa­hitleri aralarındaki küresel kardeşlik birliğini korurlar. Kutsal Kitap öğretileri söz konusu ol­duğunda, onlar dünyada 230'dan fazla yerde "Konuşmalarınız tam bir fikir birliği yansıt­malı" diyen elçi Pavlus'un öğüdünü izler­ler.


Aralarında fikir ayrılıkları yoktur. Tersine, "aynı zihniyetle ve aynı doğrultuda düşüne­rek" gerçek bir birlik içindedirler (1. Korintoslular 1:10).


"Barışın birleştirici bağı içinde, ruhun sağladığı birliği korumaya" çalışırlar (Efesoslular4:3).

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

KUTSAL KİTAP GÜNÜMÜZE DEK NASIL KORUNDU?

25/10/2009 ·

KUTSAL KİTAP GÜNÜMÜZE DEK NASIL KORUNDU?

 

TARİHTE en geniş çapta yayımlanmış ki­tap, şimdiye kadar tahminen 4,8 milyar adet basılan Kutsal Kitaptır.

Sadece 2007 yı­lında 64.600.000'den fazla Kutsal Kitap basıl­mıştır. Aynı yıl ABD'de en çok satan romanın ilk baskısının sadece 12 milyon sattığı düşü­nülürse, bu gerçekten de çok büyük bir ra­kamdır!

Kutsal Kitabın dünyada en çok yayımla­nan kitap haline gelmesi hiç de kolay ol­madı. Tarih boyunca birçok tehlike atlattı. Yasaklandı, yakıldı ve onu halkın diline ter­cüme etmeye çalışanlar zulümle karşılaştı, hatta öldürüldü. Fakat Kutsal Kitabın varlığı­nı sürdürmesini zorlaştıran en büyük etken zulüm değildi. Daha büyük bir tehdit vardı.

Kutsal Kitap kayıtlarının en eskileri 3.000' den fazla yıl önce eski İsrail ulusundaki pey­gamberler tarafından kaleme alınmış ya da derlenmişti. İlham edilmiş bu sözleri ilk kale­me alanlar ve çoğaltanlar bunları, o dönem­de yaygın olarak kullanılan ve kolayca bo­zulabilen papirüs ve deri gibi malzemeler üzerine yazdılar. Orijinal metinlerin hiçbiri şimdiye kadar bulunamamıştır. Fakat Kutsal Kitabın kısımlarının eski dönemlere ait bin­lerce kopyası bulunmuştur. Bunlardan bir ta­nesi Yuhanna kitabının bir kısmıdır ve bu kopya, elçi Yuhanna'nın bu kaydı kaleme al­masından sadece 20 ya da 30 yıl sonrasına aittir.

Kutsal Kitabın eski devirlere ait kopyaları­nın günümüze dek varlığını sürdürmüş ol­ması neden dikkate değerdir? Ve elimizdeki Kutsal Kitap, orijinaline ne kadar yakındır?

Diğer Eski Eserlere Ne Oldu?

İsrailoğullarının çağdaşı olan ulusların eserlerinin kaybolup gittiği düşünülürse. Kutsal Kitabın günümüze dek gelmiş olması gerçekten de sıra dışı bir olaydır. Örneğin Fe­nikeliler MÖ birinci bin yılda İsrailoğullarıyla komşuydular. Denizaşırı ticaret yapan bu halk, alfabetik yazı sistemlerini tüm Akde­niz'e yaydılar. Ayrıca Mısır ve Yunan dünya­sıyla yaptıkları papirüs ticaretinden büyük kazanç elde ettiler. Tüm bunlara rağmen Fe­nikelilerin "çoğunlukla kolayca parçalanabilen papirüs üzerine yazmış oldukları me­tinler yok olup gitti -bu nedenle bugün Fenikelilerle ilgili bilgilerimizin çoğunluğu düşmanlarının yazdığı taraflı belgelere daya­nıyor. Fenikelilerin zengin olduğu söylenen edebiyatının tümü ise tarihe gömüldü" (Na­tional Geographic Türkiye).

Peki eski Mısırlıların eserlerine ne oldu? Mısırlılan, tapmak duvarlarına ve başka bir­çok yere oydukları ya da çizdikleri hiyeroglif­ler meşhurdur. Onlar aynı zamanda papirü­sü yazı malzemesi olarak kullanmalarıyla da tanınırlar. Ancak Mısırbilimci K. A. Kitchen, Mısırlıların papirüs üzerine yazdığı yazılarla ilgili şöyle dedi: "Yaklaşık 3.000 yılıyla Yunan-Roma döneminin başlangıcı arasında yazılmış tüm papirüslerin yüzde 99'unun ta­mamen yok olduğu tahmin ediliyor."

Romalıların papirüs üzerine yazdığı yazı­lara ne oldu? Roman Military Records on Papyrus adlı kitaba göre Romalı askerlere yılda üç kez maaş verilirdi ve papirüs üzeri­ne yazılmış makbuzlarla ödemelerin kay­dı tutulurdu. Tahminlere göre Augustus'tan (MÖ 27-MS 14) Diocletianus'a (MS 284-305) kadarki 300 yıllık süre içinde 225.000.000 makbuz kesilmiş olmalı. Peki bunlardan kaçı günümüze kadar geldi? Okunabilen sadece iki makbuz bulundu.

Günümüze ulaşmış papirüs belgeler ne­den bu kadar az? Papirüs ve deri gibi daya­nıksız malzemeler nemli iklimlerde hızla çürür. The Anchor Bible Dictionary şöyle diyor: "Bölgedeki iklim şartları yüzünden, bu döne­me [MÖ birinci binyıl] ait papirüs bir belge ancak çöldeki bir mağarada ya da sığınakta muhafaza edilmişse bu kadar uzun süre da­yanır."

Kutsal Kitap Metinlerinin Farkı Ne?

Anlaşılan Kutsal Kitabın orijinalini kaleme almak için kullanılan malzeme de Fenikeli­ler, Mısırlılar ve Romalıların kullandığı mal­zemeler kadar dayanıksızdı. O halde Kutsal Kitap nasıl oldu da günümüze ulaştı, hatta en çok yayımlanan kitap haline geldi? Profe­sör James L. Kugel bunun bir nedenini açıklı­yor. O, orijinal metinlerin "Kutsal Kitabın kaleme alındığı dönemde bile defalarca kop­yalandığını" söylüyor.

Kutsal Kitabın elimizdeki çevirilerini eski elyazmalayla karşılaştırdığımızda ne görü­yoruz? Lût Gölü Rulola olarak bilinen eski elyazmalarını incelemek ve tanıtmakla so­rumlu uzman ekipten profesör Julio Trebolle Barrera şöyle diyor: "İbranice Kutsal Yazıların metni günümüze dek harika şekilde korun­muştur ve bu açıdan Yunan ve Latin edebiya­tında bir eşi daha yoktur." Saygın bir Kutsal Kitap bilgini F. F. Bruce ise şöyle diyor: "Eli­mizdeki Yeni Ahit metninin doğruluğunu gösteren kanıtlar, antik döneme ait yazarla­rın eserlerini doğrulayan kanıtlardan kat kat fazladır, ki kimse bu eserlerin doğruluğunu sorgulamayı aklından bile geçirmez." Bruce sözlerine şöyle devam ediyor: "Yeni Ahit din­sel bir eser olmasaydı çoğu uzman metnin doğruluğundan en ufak bir şüphe duymaz­dı." Kutsal Kitap gerçekten de eşsiz bir eser­dir. Onu her gün okumak için zaman ayırı­yor musunuz? (1. Petrus 1:24, 25).

Yorum (yok) Yorum yaz!

İnsan Düşmanını Sevebilir mi?

24/10/2009 ·

İnsan Düşmanını Sevebilir mi?

İsa peygamber şöyle dedi: "Ben size şunu diyorum: Siz düşmanlarınızı sevin ve size zulmedenler için dua edin. Böylece göklerde olan Babanızın oğulları olursunuz, çünkü O, güneşini hem kötülerin hem de iyilerin üzerine doğdurur ve hem doğru olanların hem de olmayanların üzerine yağmur yağdırır" (Matta 5:44, 45).

 SİZCE din sevgi ve barış mı sağlıyor yoksa nefret ve şiddete mi yol açıyor?

Bugün bir­çok insan ikinci şıkkın doğru olduğunu düşü­nüyor, özellikle de din siyasete karışıyor, etnik ayrımcılığı ve milliyetçiliği destekliyorsa.

Ancak İsa peygamberin sözlerinden de görüldüğü gibi Tanrı'ya gerçekten hizmet eden kişiler O'nun sevgisini örnek alır, hatta kendilerine düşmanlık edenleri bile severler.

Kutsal Kitapta Tanrı'nın bir hizmetçisi şöyle yazdı: "Düşmanın açsa ona yiyecek ver, yesin,
susamışsa içecek ver, içsin....... Kötülüğe yenilme, onu her zaman iyilikle yen
" (Romalılar 12:20, 21).

 Bu bölünmüş dünyada gerçekten böyle bir sevgi gösterilebilir mi?

Yehova'nın Şahitleri buna kesin bir şekilde "Evet!" diye cevap verirler.

Düşmanlarını Sevdiler

İsa insanlara Tanrı hakkındaki hakikati öğre­tiyordu ve birçok insan onu zevkle dinliyordu.

Başkaları ise ona karşı çıkıyordu ve onlardan bazıları bunu bilgisizliklerinden ötürü yapıyor­du (Yuhanna 7:12,13; Elçiler 2:36-38; 3:15,17).

Buna rağmen İsa, insanların hayatını kur­tarabilecek mesajını herkesle, karşı gelenlerle bile paylaşmaya devam ediyordu (Markos 12: 13-34).

Bunu neden yapıyordu?

O bazılarının değişebileceğini, kendisini Mesih olarak kabul edip yaşamlarım Tanrı'nın Sözündeki hakikat­le uyumlu hale getirebileceğini biliyordu (Yu­hanna 7:1, 37-46; 17:17).

İsa silahlı muhalifleri tarafından haksız şe­kilde tutuklandığı gece bile düşmanlarını sevdiğini gösterdi. Öğrencisi Petrus İsa'yı tutuklayanlardan birinin kulağını kılıcıyla yarala­dığında İsa onu iyileştirdi. O olayda İsa, takip­çilerine bugüne dek yön veren önemli bir ilkeyi belirtti. Şöyle dedi: "Kılıç tutanların hepsi kı­lıçla yok olacak" (Matta 26:48-52; Yuhanna 18: 10, 11).

Bundan 30 yıl kadar sonra Petrus şöy­le yazdı: "Mesih de sizin uğrunuzda acı çekti ve onun adımlarını izleyebilesiniz diye size bir örnek bıraktı Acı çektiğinde kimseyi tehdit etmeye kalkışmadı; tersine kendisini ....[Tanrı'nın] ellerine bıraktı" (1. Petrus 2:21, 23).
Mesih'in gerçek takipçileri misilleme yapmak yerine sevgi göstermeliydi; Petrus'un bunu öğrendiği açıktır (Matta 5:9).

İsa'nın 'adımlarını izleyen' herkes onun sev­gi dolu, nazik tutumunu yansıtır. Kutsal Kitap şöyle der: "Rabbin kulu kavga etmemeli; tersi­ne herkese karşı nazik . . . olmalı, kötülük kar­şısında kendini tutmalı" (2. Timoteos 2:24).

Barışçı ve anlaşmaya hazır olmak İsa'nın takip­çilerinin yaşamında açıkça görülen özellikler olmalıdır.

Mesih'in Barışçı Elçileri

İsa'nın elçisi Pavlus iman kardeşlerine şunla­rı yazdı: "Dolayısıyla biz, Mesih adına hareket eden krallık elçileriyiz;.... Mesih adına, 'Tanrı'yla barışın' diye yalvarıyoruz" (2. Korintos­lular 5:20).

Elçiler görevli olarak bulundukları ülkenin iç işlerine, siyasi ve askeri meseleleri­ne karışmazlar, tarafsız kalırlar. Onların göre­vi, sözcüsü oldukları hükümeti temsil etmek ve desteklemektir.

Aynı şey Mesih'in elçileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Onlar İsa'yı Kral olarak görürler ve onun gökteki Krallığıyla ilgili haberi barış­çı bir şekilde duyurarak bu Krallığı destekler­ler (Matta 24:14; Yuhanna 18:36).

Bu nedenle Pavlus kendi günlerindeki Hıristiyanlara şöy­le dedi: "Savaşımızı insani ilkelere göre sürdür­müyoruz. Tanrı sayesinde .... Tanrı bilgisinin karşısına dikilen her yüksek şeyi ve her mantı­ğı bozguna uğratıyoruz" (2. Korintoslular 10: 3-5; Efesoslular 6:13-20).

Pavlus bu sözleri yazdığı sırada İsa'nın takip­çileri birçok ülkede zulüm görüyorlardı. Elbet­te onlar misilleme yapabilirlerdi, fakat bunun yerine düşmanlarını sevmeye ve dinleyen her­kese Tanrı'yla barışabilecekleri mesajını iletme­ye devam ettiler. Bir ansiklopedide "İsa'nın ilk takipçilerinin savaşı ve askerlik hizmetini red­dettiği" belirtiliyor ve bu tür faaliyetleri "İsa'nın sevgi ilkesi ve düşmanları sevme emriyle bağdaşmayan şeyler olarak gördükleri" ekleni­yor (Encyclopedia of Religion and War).

İsa'nın ilk takipçileri gibi Yehova'nın Şahit­leri de İsa'yı Kralları olarak kabul ediyor ve onu Tanrı'nın Krallığının Kralı, yani yeryüzün­de kalıcı barış ve güvenliği sağlayacak gökte­ki hükümetin başı olarak görüyorlar (Daniel 2:44; Matta 6:9, 10).

Bu nedenle bu Krallığın elçileri ve temsilcileri olarak, hükümetlerinin üstün özelliklerini herkese duyuruyorlar. Aynı zamanda onlar yaşadıkları ülkenin iyi vatan­daşları olmaya çalışıyor; vergilerini ödüyor ve Tanrı'nın kanunuyla çelişmediği sürece yasala­ra itaat ediyorlar (Elçiler 5:29; Romalılar 13: 1, 7).

Ne yazık ki ilk Hıristiyanlar gibi Şahitler de zaman zaman yanlış anlaşılıyor, kötüleniyor ve zulüm görüyorlar. Yine de onlar asla misilleme yapmazlar.

Tam tersi "herkesle barış içinde" ol­maya çaba gösterirler.

Bunu kendilerine muha­lefet edenlerden bazılarının 'Tanrı'yla barışa­rak' gelecekte sonsuz yaşama sahip olacakları umuduyla yaparlar (Romalılar 12:18; Yuhanna 17:3).

Yorum (yok) Yorum yaz!

Allah ne demektir? Anlamı nedir?

21/10/2009 ·

Allah ne demektir? Anlamı nedir?
Allah sözcüğü, Arapça ilah sözcüğüne el- ön eki getirilmesinden oluşturulmuş, yani el-İlah tamlamasıdır.  Arapça bilenler veya en azından Kur’an okuyanlar, Allah ve el-İlah sözcüklerinin, Arapçadaki yazılışlarının tamamen aynı olduğunu biliyorlardır. Bilmiyorlarsa bile, dikkatli baktıklarında rahatlıkla göreceklerdir.
İşte bu, özelleşmiş olan Allah sözcüğü:
الله
İşte bu da, tamamen aynı harflerle yazılmış olan “el-İlah” sözcüğü:
ال اله
Gördüğünüz gibi, iki sözcükte de aynı harfler, yani sırasıyla Elif-Lam-Lam-Elif-He harfleri var. Hatta o yüzden, Latince olarak “Allahumme” diye okunan sözcük şöyle yazılır:
اللهم
Yalnızca, Allah sözcüğü özelleşirken, aradaki Elif harfi düşmüştür.

Yani gerçekten Allah kelimesi, tanrı kelimesinin Arapça karşılığı değil midir? Hayır.

Tanrı kelimesi, her dilde olan ve yaratıcı bir gücü isimlendirmek için kullanılan Türkçe bir kelimedir. Örneğin Fransızcadaki karşılığı Dio, İngilizcedeki karşılığı God, İtalyancadaki karşılığı Dei gibi. İşte bunlar gibi, tanrı kelimesinin Arapçadaki karşılığı “ilah”tır, Allah değil.
O halde, “el-İlah” ne demek? İlah, hepinizin bildiği bir kelime, Türkçe karşılığı da tanrıdır. Her şeyi var ettiğine inanılan, ihtiyaçsız, insanüstü varlık.

“El” sözcüğü ise, Türkçede karşılığı olmayan ve tamlanan sözcüğün karşılığını tam olarak belirten bir sözcüktür. İngilizce bilenler için söyleyelim; İngilizcedeki “the” kelimesi bu bakımdan Arapça “el” kelimesine çok benzer. “El” kelimesi, tamladığı sözcüğü özellikle belirtmek için kullanılır. Örneğin Türkçedeki okul kelimesinin Arapça karşılığı mekteptir ve herhangi bir okulu kastedebilir. Ancak ön ek olarak el kelimesini kullanırsanız, (el-mektep), belirli bir okulu kastetmiş olursunuz. Böylece, konuştuğunuz kişi, sizin hangi okulu kastettiğinizi anlamış olacaktır, aklına başka bir okul gelmeyecektir. Bu bağlamda, Allah sözcüğü, el-İlah tamlamasından özelleşerek, özellikle bir varlığı kastetmek amacıyla kullanılır. Yani, Allah sözcüğü, bir tanım değil, özel bir isimdir. Ahmet, Ayşe gibi. Ahmet sözcüğünü İngilizceye çevirebilir misiniz? Ya da Fransızcaya? El sözcüğünün kullanımı, aynı zamanda, başka bir varlığın kastedilmediğini, tek olduğunu belirtir. Yani “ilah budur, başkası değil” anlamına gelir. Zaten o yüzden Allah, özellikle bu sözcüğün kullanılmasını tercih eder.

Allah sözcüğü İslam ile mi ortaya çıktı?
Elbette hayır. İslam inancına göre sonuçta diğer “ilahi” dinleri de aynı yaratıcı gönderdiğine göre, ki zaten başka yaratıcı da yoksa, Allah sözcüğünün İslam’dan önce de var olduğunu söylemek gayet makul ve gerçektir. Zaten İslam öncesi putperest Arapları bile Allah’ı biliyor ve yazılarına “Bismillah” diye başlıyorlardı. Hatta İslam peygamberi doğmadan önce bile, Araplar “bizi Allah yarattı biliyoruz, ancak bizi kendi halimize bıraksın” diyecek kadar biliyor ve Allah'ın yaratıcılığını kabul ediyorlardı. Bir başka örnek de, Hz. Peygamberin babasının adının Abdullah oluşudur. Abdullah, abid el-ilah => abd-Allah => Abdullah şeklinde tamlamadan özelleşmiştir. (Abdullah, Allah'ın kulu ve çokça ibadet eden anlamlarına gelir.)

Ya tanrı?
Tanrı da hepinizin bildiği Türkçe bir sözcük, hakkında herkesin az çok bilgi sahibi olduğu, diğer dillerde ilah, dio, god, dei gibi karşılıkları olan genel bir isim. Yani tekrar söyleyelim, Tanrı Türkçe, Allah ise Arapça demek kavram karmaşasına düşerek düz mantıkla hata yapmaktır.

Peki, Allah’a Tanrı diyebilir miyiz?
Kavramların açıklayıcı isimleri vardır. O kavramdan olan her şeyin genel ismidir. Örneğin okul genel isimdir, Karşıyaka İlkokulu veya Ankara Üniversitesi özel isimlerdir. Ankara Üniversitesi de okuldur. Dolayısıyla Ankara Üniversitesi’ne “okul” demenin, (Allah'a tanrı demenin) mahsuru yoktur. Ancak herhangi bir okulu değil, Ankara Üniversitesini kastediyorsunuz, dolayısıyla ona “okul” demek yerine, “Ankara Üniversitesi” demek daha makul ve doğrudur.

Eminim size “insan” denilmesi yerine isminizle hitap edilmesini istersiniz.

Peki Tanrı’nın ya da Allah’ın kendine has, niteliklerini, konumunu tanımlayan özel bir ismi var mı? Ve O bu isimle tanınmasını istemez mi?

Ne dersiniz?

Yorum (yok) Yorum yaz!

Allah adının Arapça olup olmadığı konusundaki görüşler

21/10/2009 ·

Allah adının Arapça olup olmadığı konusundaki görüşler..

Kimilerine göre, “Allah” Arapça değildir.

”İbranice” veya “Süryanice” dır. (Razi, e’t-tefsuri’l-Kebir. C.1, s.163)

İslam ansiklopedisinde  “allah’ın” sözcük olarak aslının Aramice ve “Alaha” olduğunu söyliyenler bulunduğu yazılıdır (İslam ansiklopedisi, Allah maddesi...)

Süryanice, Aramca’nın bir dalı olarak kabul edilir.

Süryani tarihini yazan Aziz Günel de “Allah’ın” Süryanice olduğunu yazar.

Günel’in yazdığına göre Allah” sözcük olarak aslı, Süryanice’de “Aloho” dur. (Aziz Günel, Türk Süryanileri tarihi, Diyarbakır, 1970 s. 46)

Tevrat’ın İbranicesinde de Alalh adının “Elah/tekil) ve (“Elohim” çoğul”) olarak yer aldığı görülür. Ancak  Elohim çoğulken tekil anlamında, yani Tek “Allah” karşılığında kullanılmakta. Yahudiliğin ikinci kurucusu sayılan ünlü Yahudi düşünür Musa İbn Meymun (1135-1205) da böyle yer verip kullanmakta. (İbn Meymun, Delaletü’l-Hairin,Yay.Hüseyin Atay, s.27 not 258, s.29 not 294,296) Allah’ın ve İlah’ın, tüm Sami dillerinde yer alan ve Tanrı, Baştanrı anlamı verilen “El” ya da “İl” ilişkili olduğu ileri sürülür. Taberi’nin, Camiu’l-Beyan F Tefsiri’l Kuran adlı ünlü tefsirinde belirtildiği gibi, bir çok İslam büyüğünün görüşüne göre, Cebrail’de, Mikail’de, İsrafil’de, Azrail’de bulunan “İl yada El”, Tanrı, Allah anlamına gelmekte.

“Cebr”, ”kul” demek olan “abd”; ”Mika” da “kulcuk” (küçük kul demek) demek olan “Ubeyd” anlamındadır. Onun için Cebrail, Tanrı’nın kulu demek olan “Abdullah”; Mikail de “Tanrı’nın kulcuğu demek olan “Ubeydullah” ile eşanlamlıdır. Bu görüşte olanların adları arasında Abdullah İbn Hars, İkrime, Ali İbn Huseyn gibi adların bulunduğunu görürüz. Dahası, Ebubekir de, ”İl’i” “Allah” anlamında kullanmakta.

“Yalancı Peygamber Müseylime yandaşlarına. ”Yazık size nasıl bir inanca kapılıyorsunuz! Tanrı’ya ant içerek söylerim ki “Tanrı’dandır diye ileri sürülen bu sözler, “İl’den (yani Allah’tan) gelme değildir....” dediği aktarılmakta. ”İl”in İbranice olduğu ileri sürülüyor. Abdullah İbn Hars da bu görüşte olanlardan. (tüm bunlar için baknz: Taberi tefsir, c. 1, s. 346, 347)

Fahruddin Razi’nin Tefsirinden Türkçeye olduğu gibi aktarılan;

“Kimilerine göre, cibril’in anlamı Abdullah’tır. Çünkü, “cibr”, ”abd,” “il”de Allah demektir. Mikail’de “Abdullah” demektir. İbn Abbas ve ilim ehlinden bir topluluğun görüşü de budur. Bununla birlikte Ebu Al, e’s-Susi’ye göre bu görüş iki nedenle doğru değildir.

Birincisi: Allah’ın adlarında “İl” diye bir ad yoktur.

İkincisi: Eğer Cebrail ve Mikail’deki “İl” “Allah” anlamına gelseydi sözcüğün sonu “mecrur”  “esre” olurdu. (oysa Kuran ilk yazmalarında esre’ler –işaretler-yoktu...)

Razi’nin Tefsirinde aynı sayfada, EBU ALİ’ye cevap verildiği görülür: ”Cibr” ve “İl” Arapça olsalardı Ebu Ali e’s-Susinin dediği doğru olabilirdi. Ama bunlar İbranice’dır. İbrani dilinde ise ad tanımlaması (izafet), adın meksur (esre) olmasını gerektirmez...

Celaluddin Süyuti de, el itkan Fi Ulumi’l- Kuran adlı ve temel kaynaklardan olan kitabında, “Kuran’da Arapça olmayan sözcüklere ayırdığı bölümde, “İl” sözcüğü için, İbn Cimni’nin “Nabatça da Allah’ın adıdır” dediği aktarılıyor. Bu bilgilere göre, Allah adıyla, çeşitli Sami toplumlarının dillerin de Allah anlamında yer alan “Alaha”,, “Elah”, “Elahim” ya da Elohim”, Aloho” ve ”İl yada El” sözcükleri çok yakından ilişkilidir. Dahası bu açıklama ve yorumlara göre “Allah” sözcük olarak, Arapça olmayan bir kökten geldiği söylenebilir

Yorum (yok) Yorum yaz!

DEĞİŞEN AHLAKSAL DEĞERLER İÇİNDE BOCALAYAN DÜNYA

19/10/2009 ·

DEĞİŞEN AHLAKSAL DEĞERLER İÇİNDE BOCALAYAN DÜNYA

 

BİR EFSANEYE GÖRE, MÖ DÖRDÜNCÜ YÜZYILDA ATİNA'DA YAŞAMIŞ BİR FİLOZOF OLARAK TANINAN DİOGENES, GÜPEGÜNDÜZ ELİNDE BİR FENERLE ER­DEMLİ BİR İNSAN BULMAK İÇİN DOLAŞIP DURMUŞ, FAKAT BÖYLE BİRİNİ BULAMAMIŞ.

BU EFSANENİN GERÇEK OLUP OLMADIĞINI BİLMİ­YORUZ.

FAKAT DİOGENES BUGÜN HAYATTA OLSAYDI MAZUR GÖRÜLEBİLİRDİ; ÇÜNKÜ AHLAKLI KİŞİLER BUL­MAK İÇİN DAHA ÇOK GAYRET ETMESİ GEREKECEK­Tİ. BİRÇOKLARININ, DEĞİŞMEZ AHLAKSAL DEĞERLERİN BENİMSENMESİ GEREKTİĞİ DÜŞÜNCESİNİ REDDETTİ­Ğİ GÖRÜLÜYOR.

MEDYA SÜREKLİ ÖZEL YAŞAMDA, Sİ­YASETTE, ÇEŞİTLİ MESLEK DALLARINDA, SPORDA, İŞ DÜNYASINDA VE DİĞER ALANLARDA GÖRÜLEN AHLAK­SAL YOZLAŞMAYA DİKKATİMİZİ ÇEKİYOR.

GEÇMİŞ NESİLLERİN ÖNEM VERDİĞİ BİRÇOK AHLAKSAL DEĞERE ARTIK SAYGI GÖSTERİLMİYOR. ESKİDEN KABUL GÖREN STANDARTLAR YENİDEN DEĞERLENDİRİLİYOR VE ÇO­ĞUNLUKLA REDDEDİLİYOR. DİĞER DEĞERLERE İSE SÖZ­DE SAYGI GÖSTERİLİRKEN, UYGULAMADA ÖNEM VE­RİLMİYOR.

DİN SOSYOLOGU OLAN ALAN WOLFE "AHLAK STAN­DARTLARININ GENEL OLARAK KABUL GÖRDÜĞÜ GÜNLER GEÇTİ" DİYOR. SÖZLERİNE ŞUNU DA EKLİYOR: "TARİ­HİN HİÇBİR DÖNEMİNDE, AHLAKSAL REHBERLİK İÇİN GELENEKLERE VE KURUMLARA GÜVENİLEMEYECEĞİ­NE DAİR BÖYLESİNE BİR FİKİR BİRLİĞİ OLMAMIŞTIR."

BİR GAZETE, FİLOZOF JONATHAN GLOVER'İN SON 100 YIL HAKKINDAKİ ŞU GÖRÜŞÜNE DİKKAT ÇEKİYOR: Dİ­NİN VE EVRENSEL AHLAK KURALLARININ ÖNEMİNİ Yİ­TİRMESİ DÜNYANIN BU ŞİDDET GİRDABINA DALMA­SINDA BAŞLICA ETKENLERDEN BİRİDİR (LOS ANGELES TİMES).

FAKAT, GENEL OLARAK KABUL GÖREN DEĞERLERLE İL­GİLİ BU KARIŞIKLIK BAZI KİMSELERİ AHLAK KURALLARINI ARAŞTIRMAKTAN ALIKOYMADI. ESKİ UNESCO BAŞKANI FEDERİCO MAYOR BİRKAÇ YIL ÖNCE ŞUNLARI SÖYLEDİ: "ETİK DEĞERLER, DÜNYAYI HER ZAMANKİN­DEN FAZLA İLGİLENDİREN ÇOK ÖNCELİKLİ BİR KONU OLMUŞTUR."
FAKAT DÜNYANIN SAĞLAM DEĞERLERİ BENİMSEYEMEMİŞ OLMASI, BENİMSENEBİLECEK VE UYGULANMASI GEREKEN DOĞRU DEĞERLERİN OL­MADIĞI ANLAMINA GELMEZ.

ACABA HANGİ STANDARTLARIN BENİMSENMESİ GEREKTİĞİ KONUSUNDA HERKES HEMFİKİR OLABİLİR Mİ?

BELLİ Kİ HAYIR.

EĞER DOĞRU VE YANLIŞLA İLGİLİ STANDARTLAR HAKKINDA FİKİR BİRLİĞİ YOKSA, BİR KİŞİ HERHANGİ BİR AHLAKSAL İLKEYİ NASIL DEĞERLENDİRE­BİLİR?

GÜNÜMÜZDE BÖYLE BİR AHLAKSAL GÖRECELİK POPÜLERDİR. YİNE DE, BU TUTUMUN GENEL OLARAK AHLAKSAL YÖNDEN GERÇEK BİR DÜZELME SAĞLAMA­DIĞINI GÖREBİLİRSİNİZ İNGİLİZ TARİHÇİ PAUL JOHNSON ŞUNA YÜREKTEN İNANIYOR: BU GÖRECELİK FELSEFESİ, 20. YÜZYILIN BAŞLARINDAN ÖNCE EGEMEN OLDUĞU GÖRÜLEN, "YERLEŞİK VE DEĞİŞMEZ AHLAK KURALLARINA DUYULAN OLDUKÇA GELİŞMİŞ KİŞİSEL SORUMLULUK VE GÖREV DUYGUSUNA ZARAR VERMİŞTİR."

ÖYLEYSE, "DEĞİŞMEZ AHLAK KURALLARININ OLMASI YA DA "EVRENSEL AHLAK KANUNLARINA" GÖRE YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?

HER ZAMAN GEÇERLİ OLAN VE DEĞİŞMEYEN, AYRICA HAYATIMIZA İSTİKRAR KATABİLEN VE GELECEK İÇİN ÜMİT VEREBİLEN AHLAKSAL DEĞERLER SAĞLAYACAK BİR OTORİTE VAR MI?

HER TOPLUM BELİRLİ AHLAK KURALLARINI BE­NİMSER.

DÜRÜSTLÜK, İYİLİK, ŞEFKAT VE ÖZ­VERİ GİBİ NİTELİKLERE TÜM DÜNYADA ÇOK DEĞER VERİLDİĞİ VE BUNLARIN ÇOĞUMUZA ÇEKİCİ GELDİ­Ğİ FİKRİNE HERHALDE SİZ DE KATILIYORSUNUZ.

BU NİTELİKLERİN KAYNAĞI NEDİR?

MS BİRİNCİ YÜZYILDA SAUL İSMİNDE İYİ EĞİTİM GÖRMÜŞ BİR ADAM ÜÇ ETKİLİ AHLAK SİSTEMİNİN VE KÜLTÜRÜN -YAHUDİ, YUNAN VE ROMA- ARA­SINDA YAŞIYORDU.

O, BU KÜLTÜRLERİN MECBUR KILDIĞI GELENEKLERİN VE KANUNLARIN YANI SIRA, GENELDE İNSANLARA, DOĞUŞTAN VAR OLAN BİR AH­LAK DUYGUSUNUN REHBERLİK ETTİĞİNİ FARK ETTİ.

BU AHLAK DUYGUSU, VİCDANIMIZDIR. SAUL HIRİS­TİYANLIĞI KABUL EDİP ELÇİ PAVLUS OLDUKTAN SON­RA ŞUNLARI YAZDI: "KANUNA SAHİP OLMAYAN MİLLETLERİN İNSANLARI, ONUN GEREKLERİNİ DOĞAL OLARAK YAPTIKLARINDA, KANU­NA SAHİP OLMADIKLARI HALDE KENDİ KENDİLERİNE BİR KANUN KOYMUŞ OLURLAR. BU KİŞİLERİN VİC­DANLARI KENDİLERİYLE BİRLİKTE TANIKLIK EDER.... BÖYLECE KANUNUN TALEPLERİNİN YÜREKLERİNDE YAZILI OLDUĞUNU GÖSTERİRLER" (ROMALILAR 2: 14,15).

FAKAT NEYİN DOĞRU NEYİN YANLIŞ OLDUĞUNA KARAR VERMEYE ÇALIŞTIĞIMIZDA SADECE 'DOĞAL İÇGÜDÜNÜN' BİZE REHBERLİK ETMESİ YETERLİ Mİ?

SİZİN DE BİLDİĞİNİZ GİBİ, İNSANLIK TARİHİ BİREY­LERİN VE GRUPLARIN BAŞARISIZLIKLARIYLA DOLU. BU DURUM BİRÇOKLARINI ŞUNA İKNA ETTİ: YAŞAMI­MIZDA BİZE YOL GÖSTERECEK EN İYİ DEĞERLERİ BE­LİRLEMEK İÇİN DAHA ÜSTÜN BİR KAYNAKTAN YÖN­LENDİRMEYE İHTİYACIMIZ VAR.

BİRÇOK KİŞİ, HER ZAMAN GEÇERLİ OLACAK BU TÜR STANDARTLARI KOY­MA KONUSUNDA İNSANIN YARATICISININ EN İYİ KONUMDA OLDUĞUNU KABUL EDECEKTİR.

DR. CARL JUNG KEŞFEDİLMEMİŞ BENLİK ADLI KİTABINDA ŞUN­LARI YAZDI: "TANRI'YA SIMSIKI TUTUNMAYAN BİRİ, DÜNYANIN FİZİKSEL VE AHLAKSAL AYARTMALARINA KENDİ BAŞINA KARŞI KOYAMAZ."


BU SONUÇ, ESKİ BİR PEYGAMBERİN ŞU YAZDIKLARIYLA UYUMLUDUR: "İNSANIN YOLU KENDİ ELİN­DE DEĞİLDİR; ADIMLARINI DOĞRULTMAK YÜRÜYEN İNSANIN ELİNDE DEĞİLDİR" (YEREMYA 10:23).

YA­RATICIMIZ ŞÖYLE SÖYLÜYOR: "YARARLI OLANI SİZE ÖĞRETEN, GİTMENİZ GEREKEN YOLDA SİZİ YÜRÜTEN TANRINIZ RAB BENİM" (İŞAYA 48:17 YÇ).

GÜVENİLİR AHLAKSAL DEĞERLERİN BULUNDUĞU SAĞLAM BİR KAYNAK YUKARIDA ALINTILANAN SÖZLER, DÜNYADA EN ÇOK DAĞITILAN VE AHLAKSAL DEĞERLERİN KAYNAĞI OLAN MUKADDES KİTAPTA BULUNUYOR.

DÜNYA ÇAPINDA MİLYONLARCA KİŞİ, HATTA HIRİSTİYAN OL­MAYAN VE DİNDAR OLMAYAN KİŞİLER DE ANLAYIŞ VE HİKMET KAZANMAK İÇİN KUTSAL YAZILARA BAŞ­VURMAKTADIR.

ALMAN ŞAİR JOHANN WOLFGANG VON GOETHE ŞÖYLE YAZDI: "BEN İSE [MUKADDES KİTABI] SEVERİM VE ONA SAYGI DUYARIM; ÇÜN­KÜ AHLAKSAL AÇIDAN NEREDEYSE TÜM GELİŞME­Mİ ONA BORÇLUYUM."

HİNDU LİDER MOHANDAS GANDHİ'NİN İSE ŞUNLARI SÖYLEDİĞİ BİLDİRİLİYOR: "DAĞDAKİ VAAZDA [MUKADDES KİTAPTA İSA ME­SİH'İN ÖĞRETİLERİNİN BULUNDUĞU KISIMDA] SİZE VERİLEN SU KAYNAKLARINDAN ELBETTE BOL BOL İÇİN .. . .ÇÜNKÜ BU VAAZDAKİ ÖĞRETİLER HER BİRİMİZ İÇİN SÖYLENMİŞTİR."

DAHA ÖNCE SÖZÜ EDİLEN ELÇİ PAVLUS, KUTSAL YAZILARIN SAĞLAM AHLAKSAL DEĞERLER SAĞLAMAK KONUSUNDA OYNADIĞI ÖNEMLİ ROLÜ ŞÖYLE VUR­GULADI: "KUTSAL YAZILARIN TÜMÜ TANRI İLHAMI­DIR VE ÖĞRETMEK .... BAKIMINDAN YARARLIDIR" (2. TİMOTEOS 3:16).

GERÇEKTEN ÖYLE Mİ?

BUNU NEDEN KENDİ GÖZLERİNİZLE GÖRMEYESİNİZ?

LÜTFEN SONRAKİ SAYFADA SIRALANAN İLKELERİ İNCELEYİN.

BU İLKELERİN TEŞVİK ETTİĞİ SAĞLAM DE­ĞERLERE DİKKAT EDİN.

 

BU ÖĞRETİLERDEKİ FİKİRLERİN YAŞAMINIZIN VE BAŞKALARIYLA İLİŞKİLERİNİZİN KA­LİTESİNİ NASIL YÜKSELTEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜN.

YARARLANACAK MISINIZ?

SIRALANAN İLKELER, KUTSAL YAZILARDA BULUNAN UYGULANABİLİR ÖĞÜTLERE SADECE BİRKAÇ ÖRNEK­TİR. BUNLARIN YANI SIRA, TANRI'NIN SÖZÜNDE, YA­ŞAMIMIZ ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİSİ OLABİLECEK ZARARLI DÜŞÜNCELERE, KONUŞMALARA VE DAVRA­NIŞLARA KARŞI DA PEK ÇOK UYARI YER ALIR (SÜLEY­MAN'IN MESELLERİ 6:16-19).

EVET MUKADDES KİTABIN ÖĞRETİLERİ, GENELDE İNSAN TOPLUMUNUN ÇOK YOKSUN OLDUĞU ŞEYLE­Rİ, YANİ İNSANLARIN MÜMKÜN OLAN EN İYİ AH­LAK STANDARTLARINI GELİŞTİREBİLMELERİNİ SAĞLA­YAN ÖĞÜTLERİ SUNUYOR.

BU ÖĞRETİLERİ KABUL EDEN VE UYGULAYANLAR ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİKLİĞE UĞRARLAR. DÜŞÜNME TARZLARI OLUMLU YÖNDE DE­ĞİŞİR (EFESOSLULAR 4:23,24).

YÜREKLERİNDEKİ Nİ­YETLER DÜZELİR. TANRISAL DEĞERLERİ MUKADDES KİTAPTA AÇIKLANDIĞI GİBİ ÖĞRENMELERİ SAYESİN­DE BİRÇOK KİMSE YÜREĞİNDEKİ IRKÇILIĞI, ÖNYAR­GIYI VE NEFRETİ KÖKÜNDEN SÖKÜP ATTI (İBRANİLER 4:12).

KUTSAL YAZILAR VE TEŞVİK ETTİĞİ AHLAKSAL DEĞERLER, İNSANLARDA HER TÜR ŞİDDETİ VE KÖTÜ DAVRANIŞI BIRAKMA VE DAHA İYİ KİMSELER OLMA İSTEĞİ UYANDIRMIŞTIR.

EVET, MUKADDES KİTAPTAKİ AHLAKSAL DEĞERLER SAYESİNDE MİLYONLARCA KİŞİ BAŞKALARININ HA­YATINI MAHVETMİŞ OLAN KÖKLEŞMİŞ ALIŞKAN­LIKLARDAN KURTULDU (1. KORİNTOSLULAR 6:9-11).

MUKADDES KİTABIN ÖĞRETİLERİ BU KİMSELERİN SADECE DAVRANIŞLARINI DEĞİL, YÜREKLERİNİ, ÜMİT­LERİNİ VE AİLE HAYATLARINI DA DEĞİŞTİRMEKTEDİR DÜNYA NE KADAR KÖTÜYE GİDERSE GİTSİN, DÜNYA­NIN HER YERİNDE DAHA İYİ YÖNDE DEĞİŞMEYE DEVAM EDEN İNSANLAR VAR. BU SONA ERMEYECEK. ÇÜNKÜ "OT KURUR, ÇİÇEK SOLAR; FAKAT ALLAHIMIZIN SÖZÜ EBEDİYEN DURUR" (İŞAYA 40:8).

PEKİ SİZ 'TANRI'NIN SÖZÜNDEN' KİŞİSEL OLARAK YARARLANACAK MISINIZ?

YEHOVA'NIN ŞAHİTLERİ, MUKADDES KİTABIN AHLAKSAL DEĞERLERİNİ BE­NİMSEMENİN SİZE NASIL YARAR SAĞLAYACAĞINI GÖSTERMEKTEN MUTLU OLACAKLAR.

BU DEĞERLERE UYGUN BİR YAŞAM SÜRERSENİZ HEM ŞİMDİ TANRI'NIN ONAYINI KAZANACAK HEM DE TANRI'NIN HER ZAMAN GEÇERLİ OLAN İLKELERİYLE YÖNLENDİRİLEN SONSUZ BİR YAŞAMA SAHİP OLACAKSINIZ

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaratıcı’ya İman Etmek Mümkün mü?

28/9/2009 ·

Yaratıcı’ya İman Etmek Mümkün mü?

R Yaratıcının var olma olasılığını düşündüğüm zaman çok kızıyorum; çünkü onu, insanların çektiği acıyı önleyecek güce sahip olduğu halde bu gücünü kullanmayan biri olarak hayal ediyorum!"

Ailesini Yahudi soykırımında kaybeden eski bir ateist böyle söylüyor. Fakat bu duygulara sahip olan tek kişi o değil.

Birçok insan yaşanan iğrenç olaylar karşısında Tanrı'ya inanmakta zorlanıyor ya da O'nun olmadığı düşüncesine sığınarak rahatlıyor.

Bazılarının Tanrı'ya inanmamasının başlıca sebepleri nelerdir?

Bazı kişilerin düşündüğü gibi Tanrı ya da din olmasaydı insanlık daha mı iyi durumda olurdu?

Bir ateistin sevgi dolu bir Yaratıcıya inanması mümkün mü?

Dinin Başarısızlığı

Ateizme yol açan etkenlerden birinin din olması tuhaf bir çelişkidir. Tarihçi Alister McGrath bu konuda şöyle diyor: "Kurumlaşmış dinin aşırılıkları ve başarısızlıkları karşısında duydukları tiksinti, insanları ateizme yönelten etkenlerin başında gelir." Din çoğu kez savaşların ve şiddetin arkasındaki etken olarak görülüyor. Ateist bir felsefeci olan Michel Onfray, aynı din kitabının iki farklı insan grubuna nasıl ilham kaynağı olabildiği üzerinde düşündü. Bunlardan biri "azizler kadar iyi olmaya çalışanlar" diğeri ise, "insanlık dışı bir gaddarlık sergileyen" teröristlerdi.

Birçok insan dinle ilgili acı anılara sahiptir. Bertil adlı genç bir İsveçli, askerlik hizmeti sırasında, ordu papazının şiddeti haklı çıkarmak için İsa'nın "Kılıç tutanların hepsi kılıçla yok olacak" uyarısına değindiğini duydu. Papaz, kılıc

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::